Güncel
Şehitlerimiz
Barikat
Kültür
Tarih
Kitaplar
Dizi Yazılar
Görüşler
Linkler
Ana Sayfa
 
Arşiv
Makale Dizini
 
Sosyalist Barikat Bütün YAY-SAT Bayileri ve Kitapçılarda

 

 

Kamu Emekçilerini Neler Bekliyor?
Haziran 2003/sendika.org

1970’li yıllardan bu yana uygulanan Küreselleşme ve Neo-Liberal politikalar, sermayenin serbest dolaşımının önündeki engelleri kaldırmaya dönük bir dizi projeleri içermektedir. Tüm dünyayı tek bir pazara dönüştürmek, az gelişmiş ülkeleri uluslar arası tekellerin pazar ve kâr alanı haline getirmek birincil hedeftir. Bunun için bu tür ülkelere "kalkınma!" modelleri sunulmuş; Kamunun küçültülmesi, özelleştirmeler, mal ve hizmet üretiminin serbest piyasa koşullarına uygun hale getirilmesi v.b. adımların atılması için kredilendirme dönemi başladı. Türkiye de bu hedef ülkelerin başında yer almakta ve bu kalkınma modellerinin dayatıldığı bir dönemden geçmektedir. Bu süreç, 24 ocak kararlarıyla (1980) başlamakla birlikte esas olarak Türkiye’nin altına imza attığı uluslar arası anlaşmalar ve verdiği taahhütlerden başlanırsa, 1995 yılından, GATS anlaşmasından ele almak gerekecek. Çünkü 2003 yılı, bu anlaşmada verilen taahhütlerin artık uygulama yılıdır.

GATS NEDİR?

GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması), küreselleşme hamlesi içinde , hizmet ticaretini uluslar arsı tekellere açan ilk çok taraflı anlaşmadır. Esas olarak 1985’ lerde imzalanan MAI (Çok taraflı yatırım anlaşması) ve MIGA (çok taraflı yatırımları garantileme ajansı), bu sömürü politakalarını OECD üzerinden yürütüyordu. Çok gizli yürütülen bu anlaşmalara Türkiye 1988’de imza atmış, ancak basına yansıyıp gizliliği kalmayınca, görüşmelerin durdurulduğu açıklanmıştı. Dünya Ticaret Örgütü (WTO) kurulmasıyla küreselleşmede hedeflenen bu ilişkiler, OECD’den alınıp DTÖ üzerinden yürütülmeye başlandı. GATS, Dünya Ticaret Örgütü içinde yürütülen ve 1995 yılında imzalanan bir anlaşmadır. Türkiye, bu anlaşmaya kurucu üye olarak imza koydu ve DT֒ye üyeliği ile birlikte 26 mart 1995’ te resmen bu yükümlülüğün altına girdi; taahhütte bulunduklarının alt zeminini 2002 yılı sonuna kadar tamamlamak ve 2003 yılında uygulamakla yükümlüdür.
GATS’la Türkiye hangi taahhütlerde bulundu?

Kamu hizmetleri serbest piyasa ticaretine açılacak. Bunun için uyum yasaları aşamalı olarak çıkarılacak.

Kamusal alanlar tasfiye edilecek. KİT ler özelleştirilecek.

Devlet her türlü hizmet alanından elini çekip, ulus ötesi şirketlerin bu alanlardaki işletme ve ticaretinin önündeki engelleri kaldıracak. Uyum yasaları ile bu süreci. Taahhüt edilen tarihe kadar tamamlyacak.

GATS’la Türkiye’nin piyasanın ve rekabetin acımasız ellerine bırakmayı taahhüt ettiği hizmet sektörleri şunlar:

Mesleki hizmetler; Bilgisayar, uzmanlık gerektiren mesleki hizmetler,

Haberleşme hizmetleri; Telekomünikasyon ve posta hizmetleri,

Müteahitlik, mimarlık, mühendislik hizmetleri,

Eğitim hizmetleri; İlk, orta ve Yüksek öğretim hizmetleri,

Çevre hizmetleri; çöp, temizlik, su, kanalizasyon v.b. alt yapı hizmetleri,

Mali hizmetler; bankacılık. Sigorta, sosyal güvenlik,

Sağlık hizmetleri,

Turizm hizmetleri,

Ulaşım hizmetleri; Deniz, hava, kara ve demiryolu taşımacılığı.

Görüldüğü gibi Sosyal devletin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin neredeyse tamamı özel şirketlere, hem de ulus ötesi şirketlerin tekeline bırakılıyor. Artık yurttaş olarak hepimiz eğitimi de, sağlık hizmetlerini de piyasa koşullarına göre satın almak durumundayız. Çünkü Neo liberalizmin yalnızca bir hedefi vardır: Liberalizasyon ve alabildiğince kâr. Bunun için sosyal devlet ilkesi buna bir engelden başka bir şey değildir ve üstelik artık gereksizdir. Zira sosyalizmin halklar için alternatif olduğu bir dönemde, sosyalizmin cazibesine kapılmayı önlemek için Keynesyen Politikaları gereğince sosyal devlet ilkesi benimsenmişti. Artık buna gerek yoktu. Sermaye, Yeni Dünya Düzeni masalı ile dünya halklarını yeteri kadar ikna ettiğine inanmaktadır. Bu nedenle günümüzde artık Keynesyen politikalar terkedilmiş, yerine Post-Fordist politikalar uygulanmaktadır. (Fordizm’de kitle üretimi, büyük ölçekli işletme, sendikal hak kullanımı vardı. Post Fordizm, sipariş usulü üretime, sigortasızlık ve sendikasızlığa dayanır.)

Türkiye de buna uygun bir yeniden yapılanma taahhüdünde bulunmuş ve buna dönük somut adımlar atmanın alt zeminini adım adım örmüştü. Açıktan değil, gizlice ve aldatmacı gerekçelerle.. çünkü GATS görüşmeleri büyük bir gizlilik içerisinde yürütülmektedir. Dünya Bankası ve IMF, ilkesel olarak muhalefeti uyandırmadan tepkisiz bir ortamda yürütülmesini şart koşmaktadır.

Bu süreç Türkiyede hangi söylem üzerinden başlatıldı?

-Kaynak yok.. Devletten herşeyi beklemeyin.. Kendi kaynağınızı kendiniz yaratın...

Ne yapıldı?

-Kemer sıkma politikaları uygulandı; ek vergiler, zamlar oran olarak ve sıklığı ile arttı. Tasarruf tedbirleri uygulandı. Devletin hizmet sektöründeki fiyatlar (hastane, ilaç, eğitim, yol-köprü ücretleri v.b...) özel sektörün önünde bir artışla halka sunuldu. Okullara ödenek sınırlandırıldı.... Kamu harcamalarındaki tasarruf tedbirleri en çok da personel harcamalarında uygulandı. Maaşlar düşük tutuldu...
Hiç zaman kaybetmeden Özelleştirme İdaresi kuruldu. Yüzlerce kamu kuruluşu satışa çıkarıldı..

Amaç neydi? Gerçekte kaynak yaratmak değil, GATS’ta taahhüt edileni uygulama atmosferini yaratmaktı. Çünkü bu kemer sıkma politikalarıyla elde edilen kaynak kamuya geri dönmedi, devleti küçültme hamleleri devam etti. Üstelik söylendiği gibi Kamu harcamaları zaten fazla değildi. 2002 yılı istatistiklerine göre Ulusal gelirin sadece %20’si Personel ödemeleri de dahil kamu harcamalarına ait. (AB ülkelerinde bu harcama %42 dir) Geriye kalan %80’i silahlanma, banka kurtarılması ve faizlere aittir. (gelirin %22’si faiz ödemelerine harcanmıştır.)

Özelleştirme hamlesinde devlet yüzlerce kamu kuruluşunu elden çıkardı, burdan 8 milyar dolar gelir elde edildi. Ancak bu kuruluşların özelleştirilmesi için de 8 milyar dolara yakın harcama yapıldı. Kaynak yaratmak bir yana, dahası yok pahasına peşkeş çekilen bu kuruluşların satışı için IMF’den kredi alındı.

Amaç ortada: Devlet her ne pahasına olursa olsun küçültülecek, hizmetten elini çekecektir. Dünya Ticaret Örgütü ve onun kurumları olan Dünya Bankası ve IMF, bütün bunlar için Türkiye ile Standby anlaşmaları imzaladı.

IMF’nin niyet Mektupları

IMF, Türkiye ile 1999-2002 yılları için üç yıllığına Standby anlaşmaları imzaladı. Üçer aylık denetlemede, niyet mektubundaki hedefler tutarsa, Türkiye’ye kredi verilecek. Niyetler, GATS taahhütlerini yerine getirmeden ibarettir. Yani tek kelimeyle ülkenin satışının taahhütleri ve niyetleridir. Verilen krediler de "özelleştirmeleri hızlandırma" ve "uyum yasalarını" çıkartma kredileridir. Türkiye’ de niyet mektuplarının gereğini yapmak üzere şu adımlar atıldı.
IMF’nin niyet mektuplarında şu kıstaslarda program ve uygulamalar isteniyor:

1-Uyum yasalarının çıkartılması.(15 günde 15 yasa çıktı -Derviş yasaları)

2-Kamu alanının tasfiyesi hızlandırılacak.( Tütün yasası ve Şeker Yasası ile tarım tasfiye edildi. Bankalar yasasıyla banka tasfiyeleri başladı...)

3-Kamu çalışanlarının maaşları düşük tutulacak.

4-Personel alımları sınırlandırılacak.

5-Kadro iptali uygulaması hayata geçirilecek ( erken emekli etme, norm kadro uygulaması..)

6-Personel açığı, sözleşmeli personel ile kapatılacak (eğitim iş kolunda kadro düşük tutulup sözleşmeli hizmetli çalıştırmayla başladı, sözleşmeli öğretmen ile devam ediyor..)

7-Ücretsiz mesai fazlası çalışma özendirilecek, zorunlu ödenen ek ücretler düşük tutulacak.

Bunun eğitim iş kolunda uygulaması da şu: ek ders ve sınav ücretleri düşük tutuldu, sınav görevlerinde sınırlı ödeme, eğitsel kol görevlerine ücret ödememe uygulaması başladı. OGYE, ekip çalışması ile çalışma gruplarını fazla mesai yapmaya ve bunun karşılığında ücret talep etmemeye alıştırma modelidir.

Yukarıdaki taahhütler ve atılan adımlar, yavaş yavaş GATS anlaşmasının uygulama zemini hazırlamış görünüyor. Şimdi sıra Yukarıdan aşağıya devletin yeniden yapılandırılmasının yasalarını çıkarmakta. Yani artık uygulama dönemi. Bunun için bir dizi yasa tasarısı hazırlanmış bekliyordu. Hükümetlerin "Reform" diye sundukları bu yasalar, kamunun ve kamu çalışanlarının tasfiyesini, hizmetin ticaretleşmesini ve köleliğin yasallaşmasını sağlayan "yıkım"dan başka bir şey değildir. Dayatılan yasalar başta "kamu yönetimi temel kanunu" ile birlikte, "İller yasası", "Mahalli İdareler" ve "Yerel Yönetimler Yasası", Çalışma hayatı ile ilgili yasalar olan "İş Yasası", ? 0;Kamu Per Rejimi Yasası".

İŞ YASASI NE GETİRİYOR

Kamu işçileri ile ilgili mevcut düzenlemeyi sağlayan 1475 sayılı yasa değiştiriliyor. Yeni iş yasası ile:
1-Kıdem tazminatı kalkacak.

2-İşyeri devri (sigorta kesintiye uğratılacak, ödenmeyecek. Sigortasız ve tazminatsız çalıştırma yasallaşacak)

3-Ödünç işçi havuzu (İşveren emeğini ucuza satın aldığı gibi işçisini başka işverene kiralayabilecek. Yani işçinin bedeni de metalaşacak) ile köle tüccarlığı yasal hale gelecek.

4-Taşeronlaşma yasallaşacak.

5-Çalışma saatleri 8 saatin üzerinde olacak

6-Fazla mesaiye ücret ödenmeyecek, yerine "telafi edici çalışma" getirilecek. (Örneğin fazla çalışmanın karşılığında izin kullandırılacak...)

Daha önce meclisten geçen "İş Güvenliği Yasası" nın 15 mart 2003 tarihinde yürürlüğe girmesi gerekiyordu. Ancak dışardan DTÖ, IMF ve Dünya Bankasının, içerden de TÜSİAD ve TİSK’in dayatmasıyla İş Yasasının biran önce çıkartılıp "İş Güvenliği Yasasının" yürürlüğe girmesinin ertenlenmesi isteniyordu. Nitekim AKP hükümeti İş Yasasını hızla görüşmeye başladı, ancak yetişemeyince 3 ay sonraya erteledi. Bu arada patronların istediği bir şey daha yaptı; "İş Güvenliği Yasasının" da yürürlüğe giriş tarihini 3 ay uzattı. Şimdi sıra memurlarda..

VE 657 KALKIYOR...
KAMU PERSONELİ REJİMİ

İş Yasası ile işçiler için getirilen hükümlerin benzeri de kamu personeli için dayatılacak. Yasa, fazla sayı(!)daki memurları tasfiye etmenin ve mesaisi belli olmayan bir ortamda çalışmaya zorlanacak az sayıdaki personeli rekabet ortamına sokmanın yasasıdır. Bu yasa ile ne hedefleniyor?
657 sayılı Devlet Memurları Kanunundaki ceza ile ilgili maddeler (Disiplin, soruştuma ve yaptırımlar), yeni yasada daha da ağırlaştırılarak geçiyor. Taslakta memuru işten çıkarma yetkisi illerde valiye, ilçelerde kaymakama veriliyor.

Memur istihdamına son verilecek. 2 milyon kamu çalışanının sayısı 300 bine düşürülecek.

Norm kadro uygulaması ile çakılı kadrolar oluşturulacak.(300 bin kadro, kilit kadrolar demektir. Bu da bürokratlardan ve yöneticilerden oluşan kadro olarak kalacak)

Kadro dışı personel tasfiye edilecek

Sözleşmeli personel uygulaması getirilecek

Kıdeme, kadroya göre değil, "Performans"a göre ücret uygulanacak

Esneklik. Üretim esnekleştirilecek. Yıllık sözleşme değil, aylık sözleşmeler uygulanacak ve bir yıl içerisinde birkaç kez işe girip çıkmalar yaşanacak.

Esnek üretime dayalı olarak zorunlu ücretsiz izne ayırmalar gerçekleşecek.

Ödünç memur çalıştırma yasallaşacak. (İş Yasasındaki gibi)

Sosyal güvenlik sistemi değişecek: Emekli Sandığı, SSK ve BAĞ-KUR tek bir havuzda toplanacak.

Çalışma Usulünde verimlilik: Toplam Kalite Yönetimi esasları işletilecek.

Milli Eğitim Bakanlığı da hiç zaman yitirmeden personel rejiminde tasarlanan değişikliğe uygun taslağı görücüye çıkardı.

Eğitim Kurumları ile İlgili Taslakta neler var?

Her Eğitim Kurumu için Döner Sermaye İşletme yönetmeliği hazırlanıyor. Her okulun 2 müdürü olacak. Biri İşletme Müdürü (Eğitimle ilgisi olmayacak; işletme ve iktisatçı olacak), diğeri eğitim yöneticisi.

Öğretmenlikte kademeli geçiş. Stajer öğretmen (deneme süresi 3 yıl), Öğretmen, Uzman öğretmen ve Baş öğretmen statüleri geçerli olacak.

Performans değerlendirmesi yapılacak (Pilot okullarda uygulama başlamıştır.)

Kıdem ücreti yerine performansa göre ücret uygulaması başlayacak.

Norm dışındakiler sözleşmeli çalışacak.

Ödünç çalıştırma burda da geçerli olacak. Öğretmen, hizmetli, memur birden çok kurumda görevlendirilecek.

Üretimde TKY esasları işletilecek(yine!)

TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ Nedir?

Başından beri çalışanlara yutturulan Toplam Kalite Yönetimi (TKY), Liberalizasyonun etüdü oldu. Okullarda uygulanan OGYE, MLO projesi ve Norm Kadro Yönetmeliği, TKY’nin adım adım örülmesinden başka bir şey değildiBugüne kadar özel işletmelerde uygulanan TKY, artık kamuda da uygulanıyor. Tamamen piyasa koşullarında oluşturulan TKY ile kaliteli mal ve hizmetlerin üretileceği iddia edilmektedir. ‘Sıfır hata ile müşteriye ulaşmak’ gibi kulağa hoş gelen hedefler belirlenmiştir. Oysa uzun ömürlü mal ve hizmet üretmek, serbest rekabete dayalı liberalizmin işine gelmez. Kısa süreli kullanım ve piyasanın canlılığı, müşterinin sürekli talebi ve sürekli kâr güdüsü esastır. Bu nedenle Toplam Kalite anlayışında amaç, ürün kalitesini ve insanın yaşam standardını yükseltmek değil, kâr döngüsünü sürdürmektir.
TKY’de Kalite çemberlerine katılım, gönüllülük, ‘beyin fırtınası’ ile üretim gibi propagandası yapılan işleyiş var. Oysa çalışanlar, iş güvencesinin olmadığı, ücret artışının da kalite çemberlerinde mesai sonrası yaptığı çalışmalara bağlı kılındığı bir işyerinde kendilerini TKY uygulamaları içinde zorunlu olarak bulmaktadırlar. Kalite çemberi içinde beyin fırtınası ile tartışacakları şey; verimi arttırmak ve fazla mesaiye gönüllü olarak evet demektir. Buna karşın özlük haklar, ücretler, sosyal haklar ve kişisel problemler kalite çemberlerinde tartışılmayacaktır.

TKY’yi başlatan Japonya, üretimi fazlasıyla arttırdı. Şöyle ki; Toyota fabrikasında daha önce 6 saatte yapılan presleme işini 1 saat 12 dakikaya indirdi... Bu sistemde çalışanların durumu ne oldu? İşçiler günde yaklaşık 18 saat çalışarak bedenlerini ve beyinlerini fabrıkanını verimlilik artışına adadılar. İşi garantilemek için de yoğun bir rekabete girdiler.

Sonuç:

-Verimlilik arttı
-Sendikasızlaşma arttı

-İşçilerde ani ölümler de arttı. İnsan Hakları Komitesinin açtığı davalara göre yoğun çalışma ve rekabetin yarattığı stres sonucu kalp hastalığına yakalananları oranı %54,1. Bunların 4,152’sinin ani ölümü ile ilgili dava açılmıştır.

Sözü edilen Kaliteden kasıt budur. Üç kişinin (giderek dört, beş kişinin) yerine bir kişinin çalışması, onların yapacağı işi tek kişinin ücretiyle yapması demektir. .Emeğin ucuzlatılması politikası. Performansın da ölçütü bu olacaktır. Kim ki bu performansla çalışırsa, onunla sözleşme yapılacaktır. Bu tempo ile sunulan hizmetin kalitesi(!) de ortada.

Eğitim iş kolunda bu kıstasla çalışan bir eğitimcinin vereceği eğitim işveren açısından kalitelidir. Ancak veli ve öğrenci açısından içi boşaltılmış bir eğitim olacağı kesin. Üstelik bu hizmeti çok pahallıya satın alacaktır. Özelleştirilmiş bir eğitim sisteminde "parası olan okusun" ya da "paran kadar oku" dayatılacaktır.

Görüldüğü gibi Kamu Personeli Rejimi ile, eğitim ve sağlık da dahil Kamusal alanın tamamı GATS taahhütleri gereğince piyasanın acımasız ellerine terkedilecektir. Bu tasarılar, ülkenin gerçeği ve ihtiyaçlarından hareketle değil, tamamen uluslar arası sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanmıştır. Çünkü, ne söylendiği gibi kamu harcamaları fazladır, ne de devlet memurlarının sayısı devlete yük olacak kadar çoktur. Türkiye’de toplam memur sayısı 2 milyon olup, ülke nüfusuna oranı %3,2 dir. Oysa AB ülkelerinde bu oran ortalama %6,9 dur. Türkiyede bilinçli olarak uygulanan yoğun bir işsizleştirme ve yoksullaştırma politikaları neticesinde büyük bir yeni işçi kitlesi oluştu. Tarımın tasfiyesiyle, ardından kamu alanında yaşanacak işçi-memur tasfiyeleriyle bu yeni işçi kitlesi olağan dışı bir orana ulaşacaktır. Üstelik büyük bir oranı genç olan bu yeni işçi kitlesi sermaye için ucuz emek cenneti demektir. Bu nedenle IMF’nin fazla kaybedecek zamanı yoktur. AKP’nin de "Acil Eylem Planı"nda bu vardır.

AKP ve "Acil Eylem Planı"

Tarih, 21 kasım 2002.. (Radikal) . Yeni hükümetin Başbakanı Abdullah GÜL
Soru: Kilit konumda olanlar kadrolu, diğer tüm çalışanlar sözleşmeli olacak. Bu nasıl olacak? Abdullah GÜL: "Büyük projeleri çok dikkatli bir hazırlık yapmadan açıklamıyoruz. Şu anda çok mesul bir kişi olduğum için söyleyemem. Ama çok hantal bir sistem var.. Bu sistemi Performans ölçüm sistemine ve belirli kriterlere bağlı hale getireceğiz... Bir taraftan sistem değişmeli ama, insanların şahsıyla ilgili değişiklik olacağı için memurları huzursuz etmeden yapmalıyız."

SONUÇ

AKP’nin hükümet olduktan 5 gün gibi kısa bir süre içinde Acil Eylem Planına bu yıkım yasalarını alması gösteriyor ki, IMF ve Dünya Bankası, seçtirdikleri kukla hükümetlere kendi eylem planlarını uygulatmaktadır. Öte yandan emek örgütlerinin bu yasalar karşısında takındıkları pasif tutum da oldukça düşündürücü. 1980’lerde fiili olarak başlayan bu süreçten haberdar olmamaları mümkün değil. Zira Şubat 2003’te AKP’nin taze başbakanı Abdullah GÜL başkanlığında hükümet, Personel Rejimi ile ilgili bir istişare toplantısı düzenledi. Toplantıya Türk-İş, Hak-İş, DİSK ve KESK gibi sendikaların genel başkanları da davetliydi ve o toplantıda hükümetin 2003 yılı sonuna kadar bu reform yasalarının çıkartılması hususundaki kararlılığı kesin olarak ifade edildi. Buna rağmen sendikaların ve özellikle KESK’in, harekete geçmek konusundaki çekingen tavırları, kuşku uyandırıcıdır. Durum gösteriyor ki, geleneksellik, artık kanına işlemiş olan bu örgütlerin muhalefet edecekleri yok. Güçlü bir muhalefet için de gerekli olan tek şey, mülksüzleştirilen ve yoksullaştırılan halkın; çalışanıyla, işsizi ile buluşacağı ortak bir mücadele zeminini yaratmaktır.



 

 


 
 

 

sbarikat@hotmail.com
barikat@barikat-lar.de
Sosyalist Barikat / Aylık Sosyalist Dergi
Yönetim Yeri: Çakırağa Mah. Abdüllatif Paşa Sk. 4/5 Aksaray-İstanbul
Telefon/Faks: (0212) 632 23 19
Adana Büro: Ali Münüf Cad. Büyük Adana İş Hanı Kat: 4/29 Adana
Tel-Fax: 0322 352 17 92